Mekke dışına açılım, Akaba biatları ve Hicret..
İlk sözü Akabe biatlarını işlemek için Emel Kurt aldı ve ilkönce Yesrip/Medine‘yi dinleyicilere anlattı.
12:13:55 2009-04-28

Şehri ilk kuranların Curhumlular ve Amelikalılar olduğunu ve bedevilerin aksine yerleşik bir yaşamı tercih ettiklerini aktaran Emel Kurt bölgede yaşayan Arapları ve yahudilerin özelliklerine girdi. Evz ve Hazrec kabileleride sözkonu edilen konuşmada kısa notlar şöyle:


Buaz savaşı:


Evs kabilesine mensup biri Hazrec kabilesine sığınmış bir yabancıyı öldürür ve Hazrecliler suçlunun idam edilmesini karar verir ve bunu ilan ettikten sonra Evsliler buna karşı gelir, çıkan kavga savaşa dönüşür. Çok kanlı bir savaş olan bu savaşın adı Buaz savaşıdır.


Akabe biatları:


Akabe, Mekke ile Mina arasında dağlarla çevrili koridorun sol cenahında 40-50 kişinin, başkasının dikkatini çekmeden toplanabileceği büyüklükte dağların içine kıvrılan kavis şeklinde bir yerin adıdır. İlk devirde bir meydancığın kendine has bir ismi olmadığı için eski müfessirler buraya „ind‘el-akaba“ (dağ arası) demişler.


Allah dinini üstün kılmak peygamberini izzetlendirmek ve ona vaadini gerçekleştirmek için risaletin 11. yılında Hazrec kabilesinden Medineli 6 kişi ile karşılaştırdı. Uzaktan akrabağlığıda vardı peygamberin. (Neccaroğulları Hz. Muhammed‘in annesinin topraklarından defnedilmişti). Hz. Peygamber Akabe‘de Hazrec kabilesinden Medineli 6 kişi ile karşılaşıyor ve aralarında geçen uzun konuşmalardan sonra Rasul‘den etkilenerek müslüman oluyorlar. Peygambere şunları söylerler: „Biz halkımızı çok kötü bir halde iken bıraktık. Aralarındaki düşmanlığın yok. Allah senin aracılığın ile bizi bu durumdan kurtarır ve hepimiz bu yolda çalışmaya hazırız. Halkımızı senin bizi davet ettiğin gibi ve bizimde kabul ettiğimiz gibi bizde dine davet edeceğiz.“


1 sene sonra buluşmak için peygamberle anlaşıp Medine‘ye dödünler. Bu 6 kişi Mekke‘li müslümanlar için umut olmuştur ve Medine‘de tebliğ öncülüğü yapmış hicret için ortam hazırlamışlardı.


1.  Akabe biatı:


Ertesi yıl bistin 12 yılında altı Evs ve Hazrec‘ten müteşekkil 12 kişi olarak, müslümanlıklarını bildirmek, Rasul‘e sadakat ve biatlarını sunmak üzere geri dönerler Medine‘ye.


„Ey Peygamber! İnanmış kadınlar, Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmamak, hırsızlık yapmamak, zina etmemek, çocuklarını öldürmemek, elleriyle ayakları arasında bir iftira uydurup getirmemek, iyi işi işlemekte sana karşı gelmemek hususunda sana biat etmeye geldikleri zaman, biatlarını kabul et ve onlar için Allah'tan mağfiret dile. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir.“ (60/12)


Birinci Akabe biatını akdeden müslümanlar, verdikleri sözle Arabistan yarımadasınına hakim cahiliyenin temel karakteristiği olan şirk, zulüm ve kötü adetlere karşı olduklarını bildirmiş oluyorlar ki, bu da egemen güçlere savaş açma anlamına geliyordu.


Yesrib'de Peygamberin rolünü üstlenen Mus'ab bin Umeyr, örnek şahsiyeti ve davranışlarıyla insanların kalplerini, güvenlerini kazanır, İslam'ın Yesrib'te hızla yayılmasına vesile olur. Yesrib'in sosyal şartları Mekke'ninkinden oldukça farklıdır. Yesribliler Yahudilerle içice yaşadıkları için onlardan ilahi kitaplara ait bilgileri duymakta ve peygamber beklentilerini bilmekteydiler. Dolayısıyla Allah'ın elçisiyle karşılaşmak onlar için fazla şaşırtıcı olmadı. Yahudilerin kışkırtmaları sonucu Yesrib'in iki büyük kabilesi Evs ve Hazrec arasında süren kan davaları, her iki kabile mensuplarını bizar etmiş, adeta bir kurtarıcı bekler durumuna getirmişti. Yesrib, Mekke gibi dini bir merkez olmadığından, Mekke'de olduğu gibi hacılardan çıkar elde eden ve statülerini kaybetmemek için insanları atalarının dininde sebata çağıran, gerektiğinde zor kullanan zorba elit oluşmamıştı. İnsanlar nisbeten kendi başlarına düşünüp karar verebiliyorlardı. Dolayısıyla haksızlığa karşı, hakka ve adalete çağıran, iyiliği emreden, kötülükten sakındıran ilahi mesaj, dikkatlerini çekiyor, kişisel ve sosyal sorunlarına çözüm olduğu için de kolayca benimsiyorlardı.




2. Akabe biatı:


Risaletin 13. yılında Yesribliler ikisi kadın 73 kişi olarak dönerler ve Rasul'ü şehirlerine davet ettiklerini bildirirler. Yine Akabe'de gece yarısı gizli olarak toplanılır. "Peygamber Yesrib'e gelirse kendi ailelerini korudukları gibi koruyacaklarına" söz verirler. Hz. Peygamber de "Yesribliler'in dostlarını dost, düşmanlarını düşman bileceğine dair" söz verir. Siyer kitapları Peygamberin amcası Abbas bin Abdulmuttalib'in de Haşimoğulları'nı temsilen Rasul'ün hamisi rolüyle biatlaşmada bulunduğunu zikreder. Abbas, Yesribliler'e verdikleri sözün ehemmiyetini hatırlatır. Eğer yeğenini koruyamayacaklarsa bu işten bir an önce vazgeçmelerini, eskiden olduğu gibi Haşimoğulları'nın O'nu korumaya çalışacağını hatırlatır. Çünkü yapılan biat, Mekkeliler'in saldırılarını Yesrib'e yöneltecektir.


Akabe biatlarıyla müslümanlar, hukuksal olarak birbirlerine bağlanmış, kurum, kuruluş ve işleyişiyle oluşacak İslam devletinin temelleri atılmış oldu.


Biat kavramı:


"B-y-a", "satmak" kökünden türeyen biat, sözlükte "sözleşme imzalamak, birisini lider/başkan kabul ettiğini açıklamak" anlamına geliyor. Kavram olarak "görüşülüp konuşulan, üzerinde anlaşmaya varılan bir hususta el sıkışmak suretiyle, konuşulan hususların yerine getirileceğine dair karşılıklı taahhütte bulunmak" anlamında kullanılıyor.


İslami duyarlılığın ve sorumluluğun gereği olarak yapılması elzem somut bir işe karar vermek biat olarak değerlendirilmelidir. Bir eğitim programına başlamak, bir kötülüğü savmak veya güzel bir işte yardımlaşmak için verilen sözler de bu tür biatin kapsamındadır ve mutlaka yerine getirilmelidir.


Sonuç olarak biat, sonunda hukuki yaptırımı olan gönüllü, bilinçli bir tercih, sosyo-politik bir akiddir. Biatlaşma, kader birliği yapmaktır. Topluca belli bir yaşam tarzına talip olarak mücadele sorumluluğunu bireysel, dolayısıyla müslümanların denetimi dışında tutma anlayışından Allah'ın vacip kıldığı 'şahitliği' birlikte, yapısal bir kimlik ile ifa etmektir.


İkinci konuşmacı olan Murat Kurt ise Hicret konusunu ele aldı ve şöyle notlarla konuyu işledi:


2.Akabe biatında müslümanların Medine‘ye gelmeleri durumunda Rasul ve yanındakileri canları pahasına koruyacakları sözünden sonra Rasul müminlere hicret etmelerini istemiştir. Sadece yurttan, ticaretlerinden, işlerinden değil aynı zamanda eş ve çocuklarından ayrılan müslümanlar yolculuk sırasındaki ihtiyaçlarını karşılayacak yiyeceklerinden yanlarında başka bir şey yoktu. Büyük çoğunluğu müşrikler tarafından fark edilmeden hicret etmişlerdir. Rasul, Hz. Ebu Bekir, Hz. Ali ve bir kaç kişinin dışında kimse kalmadı Mekke‘de müminlerden, onlarda her türlü tehlikenin ortasında adeta yanlız kalmışlardı. Rasul müminlerin tamamı emniyet içirisinde Medine‘ye varmadan Mekke‘den ayrılmadı. Organize eden oldu. Onun gözetimi alında gerçekleşti hicret. Kolaylıkla savunabilecek gerekçelerle tehlikede ilk „kaçan“ olmadı.


Müşrikler müminlerin kişisel olarak değil, sistemli bir şekilde çıktıklarını anlamışlardı. Korku ve endişeye kapılmışlardı çünkü kendileri için tehlikeli bir düşman topluluğu olacaklarından eminler. Belki Mekke‘yi basıp, Mekke‘nin Şama giden ticaret yollarını kesip Mekke‘yi aç bırakacaklarına inanıyorlardı.


Kimdi bu hicret eden insanlar? Mekke‘de adi suç işlememişlerdi; başkalarının malına veya ırzına tecavüz etmemişlerdi ve başkasının canına kastetmemişlerdi.


Peygamberin davetine uyanlar müslüman olduktan sonra ahlakları düzeliyordu. Kötü huyları gidiyordu. Önceden yaptıklarından iz kalmıyordu. Ama daha büyük suçları vardı müşrikler karşısında: Onlar: „La ilahe illallah Muhammedur Rasulullah“ diyorlardı. Mekke‘nin oligarşik yönetimi için bu önemli idi. Bu sözü söyleyen müminler, eski inançlarını, ahlaklarını, hayata bakışlarını, anlayışlarını, daha doğrusu atalarının ve bilahassa mekkelilerin sömürü aracı olan dinlerini terkediyorlardı. Sıradan söz değildi bu. Oligarşinin çizdiği sınırın dışına çıkıyor, dahası kontrol dışı kalıyorlardı. Böylece sorun oluyordu. Baskıya dayanamayıp „iman yolculuğu“na çıktılar. Sıradan bir göç değildi. Aydınlığa bir göç idi.


 „Zulme uğradıktan sonra Allah yolunda hicret edenlere gelince, onları dünyada güzel bir şekilde yerleştireceğiz. Eğer bilirlerse ahiretin mükafatı elbette daha büyüktür. (Onlar) sadece Rablerine tevekkül ederek sabredenlerdir.“  (16/41-42)


„Bu adamın işi gördüğünüz gibi büyüdü. Onun ve adamlarının bizimle savaşmaları yakındır. Onun hakkında çok çabuk karar varmak ve tehlikeyi yok etmek etmeliyiz“ der müşrikler ve toplantı kararı alırlar.


Boykot toplantısı gibi Darun Nedve tarihinde en kalabalık toplantıyı yapıyordu. Her soydan her boydan 100 kişi vardı. Ebu Cehil teklifi „öldürelim“ oluyor ve her kabileden bir kuvvetli genç seçilmesini ister ve bunların Rasulü toplu halde öldürmelerini ister. Suç herkesin olduğu için Haşimoğulları herkesi karşısına almacağını ve diyet verdikten sonra kurtulacaklarına inanır.


„Hatırla ki, kafirler seni tutup bağlamaları veya öldürmeleri yahut seni (yurdundan) çıkarmaları için sana tuzak kuruyorlardı. Onlar (sana) tuzak kurarlarken Allah da (onlara) tuzak kuruyordu. Çünkü Allah tuzak kuranların en iyisidir.“ (8/30)


Bu olaydan sonra hicret izni çıkar ve Ebu Bekir ve Rasul Sevr mağarasında gizlenmeyi kararlaştırlar.


„Deki: “Rabbim! (Gireceğim yere) doğruluk ve esenlik içinde girmemi sağla. (Çıkacağım yerden de) beni doğruluk ve esenlik içinde çıkar. Katından bana yardımcı bir kuvvet ver.” (17/80)


Hz. Peygamber Hz. Ali‘ye geride kalıp Mekkelilerden emanet olarak aldığı malları geri vermesini ister. Burada göze çarpan olayda „emin olmanın, emanete sahiplerine vermenin ve anlaşmaların gereğini yerine getirmenin“ önemi vurgulanıyordu. En zor şartlar altında bile Müslüman şahsiyetin ahlaki durumunu gözlerönüne seriyordu bu olay.


Hz. Ebu Bekir ile mağarada 3 gün kalan Hz. Peygamber arkadaşına ayetle sabit olan sözleri söylüyordu:


„Eğer siz ona (Resulullah'a) yardım etmezseniz (bu önemli değil); ona Allah yardım etmiştir: Hani, kafirler onu, iki kişiden biri olarak (Ebu Bekir ile birlikte Mekke'den) çıkarmışlardı; hani onlar mağaradaydı; o, arkadaşına. Üzülme, çünkü Allah bizimle beraberdir, diyordu. Bunun üzerine Allah ona (sükunet sağlayan) emniyetini indirdi, onu sizin görmediğiniz bir ordu ile destekledi ve kafir olanların sözünü alçalttı. Allah'ın sözü ise zaten yücedir. Çünkü Allah üstündür, hikmet sahibidir.“


Hz. Musa‘nın kıssasında benzer bir olay yaşanmıştı:


„Derken (Firavun ve adamları) gün doğumunda onların ardına düştüler. İki topluluk birbirini görünce, Musa'nın adamları: İşte yakalandık! dediler. Musa: Asla! dedi, Rabbim şüphesiz benimledir, bana yol gösterecektir.“ (26/60-62)


Rasul ve müminlerin hedefleri kaçmak değildi, güç toplayıp bir süre sonra tekrar daha güçlü olarak dönmek için yer değiştirmekti.Eziyet ve işkencelerden kurtuluş hicretteki asıl gayezi değil; sadece ikinci dereceden gerekçeyi oluştuyordu.


Hicret kavramı:


„terketmek, ayrılmak, ilgisini kesmek“


Hecr (Hicran) masdarından isim olan hicret „kişinin herhangi bir şeyden bedenen, lisanen veya kalben ayrılıp uzaklaşmasıdır.“


daha çok şu anlamda kullanılıyor: „bir yerin terkedilerek başka bir yere geçişi“


terim olarak: „gayri müslim bir diyardan, İslam ülkesine göç etmek“


özelde: Hz. Muhammedin ve Mekkeli müslümanların Medine‘ye göçü


31 yerde „hecr“ kökünden gelen çeşitli türevler vardır:


-   Kuranı terketmek 25/30


-   bir kişiden ve gruptan ayrılmak 4/34; 19/46; 73/10


-   kötü şeyleri terketmek 74/5


-   Allah uğrundan başka bir yere göç etmek 2/218; 3/195; 4/89,97; 9/20


-   Kalbi Allah dışındaki şeylerden ayırıp yine Ona yönelmek anlamından kullanılmaktadır. 29/26


Hicret ve diğer Peygamberler:


*   Hz. İbrahim  (29/26)


*   Hz. Lut 11/80-81; 15/65


*   H. Şuayb 7/88


*   Hz. Musa 10/90; 20/77-78; 26/52-67


Her zaman kafirlerin gelen elçilere şöyle dedikleri Kuran ile sabit:


„Elbette sizi ya yurdumuzdan çıkaracağız ya da mutlaka dinimize döneceksiniz“


Varaka‘nın daha tebliğe başlamadan önce „Kavmin seni Mekke‘den çıkmaya zorlarlarsa sağ olursa sana yardımcı olurum.“ demesi ile Rasulun davet etmeden, hiçbir mücadele vermeden davası adına duyduğu, geleceğe yönelik ilk konu, memleketinden çıkarılacağı idi yani hicretti.


Hicretin sonuçları:


İlk İslam Anayasası, hicretten sonra ortaya çıkmış; İslam'ın ticari, iktisadi, zirai ve ekonomik hayata dair esasları, ilk uygulamalarını hicretten sonra göstermiştir.


Hicret îsardır, kardeşini -kendisi ihtiyaçlı olsa dahi- kendisine tercih ediş, kendi ihtiyaçlarını gidermeyi bir yana bırakıp Müslüman kardeşinin ihtiyaçlarını karşılamaya öncelik veriştir.


"Ve (Ensar), kendilerinin ihtiyaçları olsa dahi (göç eden yoksul kadeşlerini) kendi  canlarına tercih ederler" (59/9)


Hicret etmeyenler:


İnandığı halde hicret etmeyenlerin durum ise Kur'an'da kınanmaktadır: "Nefislerine yazık eden kimselere, canlarını alırken melekler; "ne işte idiniz?" dediler. "Biz yeryüzünde aciz düşürülmüştük" diye cevap verdiler. Melekler elediler ki: "Peki, Allah'ın arzı geniş değil miydi ki, onda hicret etseydiniz?" İşte onların durağı cehennemdir, ne kötü bir gidiş yeridir orası! Yalnız hiçbir çareye gücü yetmeyen ve hicret için yol bulamayan gerçekten zayıf erkekler, kadınlar ve çocuklar hariç. Çünkü Allah'ın bunlar affetmesi umulur. Allah çok affeden, çok bağışlayandır. Allah yolunda hicret eden kimse, yeryüzünde gidecek çok yer bulur, bolluk bulur. Kim Allah ve Rasulü için hicret etmek amacıyla evinden çıkar da kendisine ölüm yetişirse, onun mükafatı Allah'a aittir. Allah bağışlayandır, esirgeyendir." (4/97-100; 8/72)


Hicretin hayatımızda karşılığı:


Hicret iki yönlü bir eylemdir:


1)  Cahiliyeden ve küfürden arınmak ve İslami kimliği kuşanıcı takva sahibi olmak


2)  Allah rızası için küfür ve zulümden diyarından kopup ayrılmak


Onun için her zaman Muhacir olmalıyız çünkü Muhacir Allah‘ın razı olmadığı her şeyden uzaklaşmada teredüt etmeyen kişinin adıdır.


Hicret kavramı Kuran‘da hemen İman‘dan sonra ama Cihattan önce gelir.


Hicret kimlik oluşturur. Zordur fakat zaruridir.


Bireysel anlamda arınmış islami kimliği beceremeyenlerden mekansal hareketlilik ve toplumsal dönüşüm anlamında bir hicreti beklemek mantıksal değildir.


„Pislikten hicret et“ (74/5)


„Halkın (senin aleyhinde) söyleyecebileceği herşeye sabırla katlan ve onlardan en uygun / en güzel bir şekilde ayrıl“ (73/10)


Düşünce ve eylem bakımından köklü tutum ile cahiliyeden ayrılmak


Hicret, iman ve amel noktasında tüm zaman ve mekanlarda geçerli ölçüdür, kritedir


Hicret, bireysel ve toplumsal olarak itikadi, ahlaki, siyasi, iktisadi v.d tüm alanlarda Allah‘ın rızasını ve ölçüsünü hakim kılma çabasıdır.


Allah rızası için Allah rızası dışındaki her şeyi terk etmek


„Kafirlerle savaş devam ettiği müddetçe hicret sona ermeyecektir“


Hicret ve muhacir kimdir sorularına Hz. Peygamber şu cevapları vermiştir: „Kötülüğü terk etmek Hicret ve Muhacir ise hata ve günahları terk edendir“



 


 

Bu haber  389  kere okundu