Hayata teslim mi olmak yoksa hayatı teslim mi almak?
Her şeyden önce şunu belirtmemde yarar var. Bu yazı ile siz değerli okuyucularla ilk buluşmamız olacak. Bu beni çok heyecanlandırdı. Sanki ilk okula başlayan yeni bir öğrenci gibiyim, neden itiraf etmeyeyim ki. Heyecanlı ve sevinçliyim. Bunları aktardıktan sonra asıl aktarmak istediklerime döneyim.
Hayatı tanımak nasıl ve ne ile başlar?
Öncelikle şunu belirteyim. İnsan aileden beslenerek başlar hayata. İlk adımlarını aileden bağımsız atmasıda zaten mümkün değildir. Çevresinden etkilenip daha sonrada hayatı kendisi yorumlar, kendisi çizer. Böyle bir yapıya sahiptir insan. Önemli rol „arkadaş çevresi“ oynar düşüncelerinin gelişiminde. Okul döneminde başlanmıştır „değer ve ölçüler“i tartmaya. Ortak paydalardan başlayan bu hayat yorumlaması insanı değiştirir ve geliştirir. Şekil vermede hep bu „arkadaş“larla olmuştur.
İnsan ın sürekli bir öğrenim içinde olduğunu gözönünde tutarsak, yaşanan her bir dönem kişinin şekillenmesinde rol oynar. Bunun tespiti hiçte zor değildir. Şöyle düşünelim „Nereden Nereye?“yi. Daha dün nerede iken şimdi neredeyiz? Değil mi? Geliştiğimizi, olgunlaştığımızı, zaman zaman eskiden farklı düşündüğümüzü; farklı düşünmemiz gerektiğini...
Dolayısıyla insan yaşamış olduğu ortamda şekillenir ve hayatına bir yön verir. Bu tespitte, her bir ferdin değişim ve değişen şartlardan etkilendiğini ve bu etkilenme ile kendine yeni bir yön veya hal çizerek değiştiğini görebiliriz.
Hayatı yaşamak ve hayatımızı şekillendirmek kendi elimizde midir? sorusuna elbette „evet“ demekten başka bir şey diyemeyiz. Bu bir bakıma doğru gözükebilir fakat üzerinde kafa yormadan kolay cevaba kaçmaktır bu. Gerçekten istenilen bir değişime mi uğradık, istenilen bir şekile mi girdik? Bunuda rahatlıkla cevaplayabilir miyiz? Zannetmiyorum.
Bunu söyleyen yada sorgulayan kişi kendisini müslümanlığa nispet ediyorsa yahut „bende müslümanlardanım“ diyorsa dikkate alınacak bir durumdur bu söz.
Öyleyse öncelikle „müslümanlardanım“ diyen her bir fert Allah‘ın bizlere iletilen ilahi vahiy doğrultusunda, uygun bir değişimi yakalayıp yakalamadığını bakmalıdır. Kendi doğrularının sağlamasını Kur‘an ile yapmalıdır. Sadece doğru bir okuma böyle olacaktır. Nerede durduğumuzu, nasıl bir duruş sergilediğimizi bize Kuran söyleyecektir. İçinde şüphe barındırmayan temel ölçümüz Kuran‘dır. Çünkü insanı ve evreni yaratan Allah tarafından gönderilmiştir. Elbette en doğruyu O söylecektir.
Evet müslümanım diyen her birey hayatı ve kendi duruşunu yeniden gözden geçirmelidir. Yaşanan ortamdan, aileden ve çevreden miras olarak alınan değerler yeniden değerlendirilmelidir. Yanlışlar düzeltilmelidir. Kuran belirleyendir, belirlenen değildir. Bir rehberdir. Ancak onun rehberliğinde doğru yol bulunur. Ve onun çizdiği hedefe gidilir. Kendi „hal“imizi yeniden değerlendirelim. Değerlendirelim ki „kurtuluşa erenlerden“ olalım. Bu dünya gelip geçicidir. Asıl ebedi olarak kalacağımız yeri, Allah‘ın Kuran ile belirlediği yolda kazanabiliriz. Yoksa hem bu düyada hem ahirette kaybedenlerden oluruz. Hayat bizi değil biz hayatı teslim almalıyız.
Daha neyi bekliyoruz...?