Sitene Ekle | Arsiv | Iletisim | Anasayfam Yap | Sık Kullanilanlara Ekle
06 Şubat 2012 Pazartesi
Gazeteler

Genel Editör
Webmaster
Hazirlik Devam etmektedir..
Düşünce Platformu
Ali Tarık Erdem
Sizin, Bizim ve Hepimizin mekanı burası...
Yusuf S.Kul
Hayat...
Misafir Yazarlar
Ridvan Kaya
Anti-Semitizm Hassasiyeti ve Siyonist Yüzsüzlük
Selahaddin Eş Çakırgil
Obama Tom Amca rolüne soyunan bir Kunta Kinte..
Mehmet Pamak
İnkılâbi Yol Şiddeti Değil Gönüllü Toplumsal Değişimi Esas Alır
1991 DEN 2008 E DAR UL- ERKAM VE İRŞAD KİTABEVİ
Almanya nın Kuzey Ren Vestfalya (Nordrhein Westfalen) eyaletinin başkenti Düsseldorf a bağlı Neuss ilçesinde İrşad Kitabevi açıldı. Başkent Düsseldorf ile bitişik olup aradaki Ren (Rhein) Nehri ile ayrılan ve Hollanda sınırına 53 km mesafede bulunan 151 b
2008-11-16 - 15:15

Selahaddin Eş Çakırgil, Hüseyin Kerim Ece ve Abdurrahman Çeliker'in konuşmacı olarak katıldığı etkinliğe Mehmet Pamak, Muharrem Baykul, Hamza Türkmen ve Rıdvan Kaya birer mesaj gönderdiler. Almanya, Hollanda ve Türkiye'den ziyaretçilerin hazır bulunduğu etkinlik sekiz saat kadar sürdü.


1989 yılında kurulan Dar'ül- Erkam e. V. cemiyetinin yeni bir halkası olan İrşad Kitabevi'nin açılış etkinliğine Almanya, Hollanda ve Türkiye'den Müslümanlar iştirak edip bu hayırlı faaliyeti bereketlendirdiler. Öğle namazının kılınmasından sonra başlayıp akşam namazının kılınmasıyla sona eren etkinlik yaklaşık sekiz saat sürdü.


 


"Çocuklarımızın mutlu zaman geçirebilecekleri bir ortam hazırladık" sloganıyla tertip edilen etkinlikte sırasıyla Qûr'ân-ı Kerîm okundu, açılış konuşması yapıldı, slayt eşliğinde tanıtım gerçekleştirildi, ezgiler söylendi, dernek temsilcilerinin selamlama konuşmaları yapıldı, yemek, aperatif ve içecek ikramında bulunuldu, mekân tanıtıldı ve sempozyum düzenlendi. Organizasyonu yaklaşık 300 kişilik bir ziyaretçi topluluğu takip etti.











Haksöz Avrupa Temsilcisi Murat Kurt'un sunuşuyla başlayan etkinlikte ilk olarak Qûrân-ı Kerîm okundu. Hasan Çelenk tarafından Âl-i İmrân sûresinin 102/108. âyetlerinin okunduğu Qûr'ân'ın Türkçe ve Almanca meali de yapıldı. Daha sonra Dar'ul- Erkam e. V. Başkanı Erdinç İşleyen ve İrşad Kitabevi Kurucularından Hasan Korkmaz kısa birer "hayırlı olsun" konuşması yaptılar. Ardından mesajların okunmasına geçildi. Uzakta olup da etkinlikte hazır bulunamayanların gönderdikleri mesajlar okunurken salonda duygulu anlar yaşandı. Bu bağlamda sırasıyla Umre'de bulunan Mehmet Pamak ile Türkiye'de bulunan Muharrem Baykul, Hamza Türkmen ve Rıdvan Kaya'nın tebrik mesajları okundu.










MESAJLAR OKUNUNCA DUYGULU ANLAR YAŞANDI










İlmî ve Kültürel Araştırmalar Vakfı (İLKAV) Genel Başkanı Mehmet Pamak, "Allâh, yeni faaliyet merkezinizin, Qûr'ân mektebinizin hayırlara vesile olmasını nasib etsin" cümlesiyle başlayarak kaleme aldığı mesajında, bütün bu araçların Tewhidî mücâdele içinde sadece bir zemin oluşturduğunu ve önemli olanın aqidewî ilkeleri, ahlaqî tutumu ve bu zeminleri tam kapasiteyle Allâh'ın rızasını kazandıracak amellerle doldurmak olduğunu belirterek, "Bulunduğumuz yer ve şartlar nerde ve nasıl olursa olsun, Qûr'ân'ın belirleyiciliğinde, Resûlullâh'ın ve ilk Qûr'ân neslinin örnekliğinde Qûr'ân toplumunu oluşturma sorumluluğunun bilinciyle hareket etmek durumundayız. Bu çatı altında İslamî çabalarını sürdüren kardeşlerimizin de bu büyük sorumluluğu en iyi idrak eden ve gereğini de her zaman yerine getirmeye çalışan kardeşlerimiz olduğuna inanıyorum ve bu hassasiyetin şâhidiyim" dedi. Kur'ani Hayat Dergisi Yazıişleri Müdürü Muharrem Baykul ise İrşad Kitabevi'nin yeni mekânının açılışının Avrupalı Müslümanlar ve tüm Ümmet-i Mûhâmmed için hayırlara vesile olmasını diledikten sonra, "Yeniden hep birlikte bir aradalığımızın fıkhını oluşturmada yeni bir soluk, yeni bir heyecan katmasını Cenâb-ı Haqq'tan niyaz ediyor, mekân olarak uzaklarda olsak da gönlümüz sizlerle aynı duyguları paylaşıyor" ifadelerini kullandı. Ekin Basım  Yayın Ltd. Şti. Sahibi Araştırmacı Yazar Hamza Türkmen de "Tewhidî arınmanın, vahiy ve fıtratla buluşmanın takipçilerine selam olsun" sözleriyle başlayarak kaleme aldığı mesajında, "Sizler, ilâhî olana yabancılaşmanın coğrafyasına, Tewhidî uyanış sürecimizin kazanımlarını taşıyan ve çoğaltan bir başarının tanıklarısınız" cümlesini dillendirdi. Yalnızlık ikliminde var kalmanın, kuşatmaların denizinde hakkın azığı olmanın, Qûr'ân'la hayatı okumanın ve Qûr'ân neslini inşâ etme azmini taşımanın yeteri kadar onur, azim ve gelecek umudu olduğunun altını çizen Türkmen, "Her Qûr'ân halkası tüm dünya Müslümanları için bir umut ve geleceğimizin aydınlığıdır. Her birimiz Qûr'ân'ın rehberliği ve Resûlullâh'ın güzel örnekliği çerçevesinde bir Qûr'ân nesli halkasını yeşertip var kılabilirsek, kapitalizmin küresel kuşatmasını karşılayacak bir Qûr'ân nesli zincirini de oluşturabiliriz" ifadelerine yer verdi. Etkinliğe davetli olduğu halde vize işlemleri uzadığı için yetişemeyen Hamza Türkmen'in mesajı dinleyiciler tarafından ayakta alkışlandı. Haksöz Yazarı Rıdvan Kaya ise, "Uzun ve yorucu bir uğraşın ardından nihayet İrşad Kitabevi'nin yeni yerinin açılışının sevincini ve haklı gururunu yaşıyorsunuz" diye seslenerek başladığı mesajında, "İrşad Kitabevi'nin yeni mekanının sadece İrşad mensupları için değil, irtibat içinde olduğumuz, benzeri hassasiyetleri, kaygıları paylaştığımız, düşünce ve eylem birlikteliğimizi geliştirmeyi arzu ettiğimiz tüm kardeşlerimiz için hayırlı çabalara, hizmetlere, bilgilenme ve öğrenim süreçlerine ev sahipliği yapacağını, Allâh'ın dinine şâhidlik sorumluluğunu hep birlikte üstlenme, omuz omuza yüklenme bilincimizin gelişimine vesile olacağını umuyoruz" dedi. Mekanlar, imkanlar ve araçların ancak hayırlı birliktelikler, güçlü irade ve kararlılık izharı ve ileriye doğru adımlarla anlam bulacağına işaret eden Kaya, "Aslolan mekanı kardeşlik ve dayanışma ile ısıtmak, bilgi ve birikimle geliştirmek, verimli çabalarla donatmaktır" görüşünü ön plana çıkardı.










KILIÇLA TERKEDİLEN YERE SÜPÜRGEYLE DÖNÜŞ










Mesajların okunmasından sonra slayt gösterisine geçildi ve "1991'den 2008'e Dar'ul- Erkam ve İrşad Kitabevi" adlı bu slaytta 17 yıllık mücâdele yürüyüşü adım adım ekrana getirildi. Daha sonra Sanatçı Erdem Terzi'nin seslendirdiği birbirinden güzel ezgilerden sonra dernek temsilcileri selamlama konuşmaları yaptılar. Hemen akabinde kılınan ikindi namazı ve verilen yemek molasından sonra başlayan ikinci periyotta sempozyum düzenlendi. Moderatörlüğünü İrşad Kitabevi Sorumlusu Fahrettin Sönmez'in yaptığı sempozyumda konuşmacı olarak üç ayrı ülkeden üç yazar yer aldı. Almanya'nın Köln kentinden Selahaddin Eş Çakırgil, Hollanda'nın Zaandam kentinden Hüseyin Kerim Ece ve Türkiye'nin başkenti Ankara'dan Abdurrahman Çeliker'in konuşmaları büyük bir dikkat ve ilgiyle dinlendi.










Sempozyumun ilk konuşmacısı olan Selahaddin Eş Çakırgil, "Yapanlar konuşanlardan azdır. Normalde bizlerin değil, bu işi yapanların burada konuşmaları gerekiyordu" sözleriyle başladığı konuşmasında, ilk olarak "Biz kimiz?" sorusunu sordu. Bir kimlik mücâdelesi verdiklerini belirten Çakırgil, "Kimlik mücâdelesi bir bireyin veya toplumun kendisini diğerlerinden ayıran özelliklerini ortaya koyma mücâdelesidir. Eskiler 'etrafını cami, ağyarını mani' derlerdi. Bu aynı zamanda bir manifestodur. Kimlik mücâdelesi verenin dünyaya karşı manifestosudur" şeklinde konuştu. "Biz kendimizi 'Müslüman' olarak tanıtıyoruz. Bu bizim kimliğimizdir. Kimliğimizi vahyin temelleriyle inşâ ediyoruz. 'Lâ İlâhe İllallâh' diyerek sırrımızı dünyaya açıklıyoruz. Demek ki Müslümanın sırrı, gizlisi saklısı yok, olamaz" sözleriyle konuşmasını sürdüren Selahaddin Eş Çakırgil, imândan âmele geçilmesi gerektiğini tembih etti. "Lâ İlâhe İllallâh" diyenlerin kurtuluşa ereceğini hatırlatan Çakırgil, "İsâ Rûhullâh aleyhisselamı düşününüz, veya, Musa Kelimullâh aleyhisselamı düşününüz, veya, Mûhâmmed Habibullâh aleyhisselamı düşününüz, veya, put kıranların pîri İbrahim Halilullâh aleyhisselamı düşününüz. Onlar 'Lâ İlâhe İllallâh' dediği zaman, hâkim küfrün saltanatı titriyordu, dengeler değişiyordu" şeklinde konuştu. Bu öncülerin elbette çetin bir mücâdele içinde olduklarına, iftiralar, karşı çıkmalar, engellemeler ve ambargolara maruz kaldıklarına vurgu yapmadan geçemeyen Çakırgil, Müslümanların Avrupa macerasının 710 yılında Tarıq bin Ziyad'ın İberya kıyılarına çıkıp gemileri yakması ve bu coğrafyada Endülüs İslam Devleti'nin kurulmasıyla başladığını dile getirdi. Sadece Balkanlar'dan 400 yıl sonra çekilmeyi tahkik etmeyi salık veren Selahaddin Eş Çakırgil, "İşte sizler, kılıçla geldiği ve kaldığı bir coğrafyada yüzyıllarca kaldıktan sonra dramatik bir şekilde bu toprakları terk eden insanların, bir yüzyıl bile geçmeden elinizde süpürgeyle gelen torunlarının 2., 3. nesil çocuklarısınız" değerlendirmesinde bulundu. Konuşmasına "Ve inanın, atalarınızın yaptığı etkinin kat kat fazlasını yapıyorsunuz burada. Onların başaramadığını siz başarıyorsunuz" sözleriyle devam eden Çakırgil, "Siz burada sosyal hayatın içindesiniz, onlarla birlikte, iç içe yaşıyorsunuz. Onların kalplerine nüfûz ediyorsunuz. Topraklarını değil, kalplerini fethediyorsunuz" dedi.





İÇ SORUNLAR VE DIŞ SORUNLAR

Daha sonra söz alan Hüseyin Kerim Ece ise, Müslümanların karşı karşıya kaldığı sorunları ve sıkıntıları "iç sorunlar" ve "dış sorunlar" şeklinde ikiye ayırarak yaptığı konuşmasında, "İç sorunlardan birincisi, imân hususunda içimizde 'acaba?' sorusunun yer etmesidir" Son 200 yıllık geçmiş bakıldığında Müslümanların güçsüz olduğunun görüleceğini hatırlatan Ece, "Bunun nedeni Müslümanların imânlarında kuşku içinde olması, kafalarında 'acaba?'ların oluşmasıdır. İmân güçtür, kuvvettir. İmân olduğu halde kuvvet ve güç yoksa, demek ki imânda gevşeklik, zayıflık var" şeklinde konuştu. Dünyevîleşme hastalığının ve başkalrına aşırı özentinin geri kalmada diğer etkenler olduğunu dile getiren Hüseyin K. Ece, "Dünyevîleşme, içinde boğulduğumuz büyük bir sorundur. Biz bu sorun içinde boğuşurken, dünyayı da elde edemediğimiz gibi, ahretimizi de kaybettik. Allâh-u Teâlâ'nın Qûr'ân'da 'bizden aşağı' diye nitelediği toplumları taklit etmemiz, onlar gibi olmaya çalışmamızdır. Maalesef bu acı taklit, bu acı özenti, bizi kendi değerlerimizden uzaklaştırmış, kimliğimize yabancılaştırmıştır" tesbitinde bulundu. Kimlikte tereddüt yaşadıkları ve göğsümüzü ger gere "Elhamdulillâh Müslümanım" denilemediğini söyleyen Ece, sanki Müslüman olmakla Batı'ya karşı ezik olunduğu, bazı yerlere gelinemediği gibi bir düşüncenin var olduğuna işaret etti. İlimle bu kadar haşir neşir olan bir dînin mensupları olarak ilimle, bilgiyle ilişkimizi çok zayıflattığımız ve kestiğimiz tezini işleyen Ece, dolayısıyla cehalet ve bilgisizliğin ümmette hesap edilemeyecek problemlere yol açtığına vurgu yaptı. Önceliklerin görülemediğini, görevlerin bilinemediğini, neyi nasıl yapılması gerektiğinin de bilinmediğini de söylemeden geçemeyen Ece, "dış sorunlar" arasında ise ilk olarak, başkalarının, diğerlerinin üzerimizdeki hesaplarını zikretti. Başkaları tarafından aşağılanmanın, değersiz gibi görülmenin, barbar gözüyle bakılmanın Müslüman bireylerde eziklik duygusuna yol açtığının altını çizdi. İslam ülkelerini yönetenlerin basiretsizliği ve uşaklığının da diğer bir etken olduğuna işaret eden Hüseyin Kerim Ece, "Çözüm, dengeli bir ümmet olmak, hakikatin şâhidleri olarak hakkı ve hakikati gözetmek, vahyin ışığında arınmak ve hayat sürmektir" açıklamasında bulundu


 


 


 


"OKU" YANİ HAYATI VE DÜNYAYI OKUMAK


Sempozyumun son konuşmacısı olan Abdurrahman Çeliker ise temel kaynağımız Qûr'ân'a vurgulayarak konuşmasına başlamak istediğini belirterek, "dîn" denilen olgunun, insanlık tarihi boyunca, insanın sınavla ortaya çıkışına vurgu yapan olgu olduğunun belirtti. Qûr'ân-ı Kerîm'in derli toplu bir panorama halinde "mücâdele"yi anlattığını söylemine alan Çeliker, "Hem bizlere moral veriyor, hem dersler çıkartmamızı tembihliyor, hem de bunun ilk defa ortaya çıkmadığını, Adem'den beri var olan bir mücâdele olduğunu öğretiyor. Bu bağlamda Qûr'ânî mücâdele, bir inqılâb tarihidir" şeklinde konuştu. Konuşmasında Hz. Nûh'tan Hz. Mûhâmmed'e peygamberlerin hayatlarından kıssalar nakleden ve bundan çıkartılması gereken dersler üzerinde duran Abdurahman Çeliker,"Biz Nûh'a haksızlık yapıyoruz. 'Nûh 950 yıl uğraştı ama devlet kuramadı, biz mi kuracağız?' dedik. Kepenkleri indirdik. Oysa şunu unuttuk: Nûh, 9 asırlık ömrünün her gününde, her anında Allâh'ı zikretti, o'nun mesajını yaymak için vargücüyle çalıştı, bu çabasından hiç geri durmadı" ifadelerini kullandı. Bizim görevimizin de Nûh'un yaptığını yapmak olduğunu hatırlatan Çeliker, "Zaferden sorumlu değiliz. Bütün ömrümüz boyunca yalnızca birkaç kişiye vesile olmuş olalım, önemli değildir. Önemli olan sayılar, rakamlar, istatistikler değil, bu mücâdeleyi vermek, azim ve samimiyettir" değerlendirmesinde bulundu. Ümitsizliğin ve pısırıklığın davetçi kimliğe yakışmayacağının altını kalın çizgilerle çizen Çeliker, "Allâh'ım canımı al" diyen insanların hem kendilerine zarar verdiklerine, hem de içinde bulundukları harekete, organizmaya ayak bağı olduklarına işaret etti. "Biz diri olacağız, güçlü olacağız, kararlı, inançlı, sapasağlam olacağız. İnanacağız" sözleriyle anlamlı konuşmasını idame ettiren Abdurrahman Çeliker, direnişten sonra sabrın geldiğini söylemine aldı. "Sabr, yani her türlü zûlme, zorluğa ve engele karşı sabretmek, hakkı haykırmak, direniş dalgasını güçlü kılmak" diyen Çeliker, "Biz buradayız, hâlâ yaşıyoruz ve yaşamaya devam edeceğiz" diye haykırmak gerektiğini dile getirdi. Bunun yaparken topluma kaşı merhametli, sevgi yüklü olmak gerektiğini özellikle ifade eden Çeliker, "Onlar için, onların kurtuluşu için mücâdele ettiğimizi unutmayarak, onları kucaklayıcı, dâvet edici bir tutum içinde olmalıyız" değerlendirmesinde bulunarak "Bize gelen bizde dirilmeli" ifadelerini kullandı. Namaz konusu üzerinde de büyük bir dikkatle duran misafir konuşmacı, "Namazı dosdoğru kılma ne demektir?" diye sordu. Devamla Çeliker, "Benim kıldığım namaz, sokaktaki çöpte ekmek arayan bir fâkir için ekonomik ifsâda karşı bir sed, bir direniş olmalı" görüşünü savundu. Müslümanların hayatın her alanında var ve diri olmaları gerektiğini salık veren Çeliker, "Siyasetten ekonomiye, san'attan edebiyata, müzikten spora hemen her alanda var olmalıyız, Bizim şarkımızı, şiirimizi biz yazmalıyız, bizim türkülerimizi biz okumalıyız" temennisinde bulundu.  "Allâh'ın dilemesi, kişinin kendi dilemesidir" şeklindeki anlamlı sözle konuşmasına devam eden Çeliker, "Bilâl niye Müslüman oldu? Hep merak etmişimdir. Siz hiç merak ettiniz mi? Bilâl niye Müslüman oldu?" diye sordu. İslam'ın ilk emri olan "Oku" buuyuğunu konuşmasının finaline alan Abdurrahman Çeliker, "Allâh 'oku' derken, sadece okumayı kastetmiyor. 'Oku', yani hayatı oku, dünyayı oku, eşini oku, çocuklarını oku" açılımını yaptı.



Kaynak: İbrahim Sediyani / HAKSÖZ HABER Bu haber  1237  kere okundu
YORUMLAR
Bu Kategoriye Ait Diğer Haberler
1991 den 2008 e Dar ul- Erkam ve İrşad Kitabevi
Röportaj / Analiz
Son İçerikler
En Çok Okunanlar

Bugün

1

Bu Hafta

1

Bu Ay

1
ANKET
Sonuçlar
Son İçerikler
En Çok Yorumlananlar

Bugün

1

Bu Hafta

1

Bu Ay

1
Copyright © 2007-2008 İrşad Kitabevi içerikler kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.