Sitene Ekle | Arsiv | Iletisim | Anasayfam Yap | Sık Kullanilanlara Ekle
06 Şubat 2012 Pazartesi
Gazeteler

Genel Editör
Webmaster
Hazirlik Devam etmektedir..
Düşünce Platformu
Ali Tarık Erdem
Sizin, Bizim ve Hepimizin mekanı burası...
Yusuf S.Kul
Hayat...
Misafir Yazarlar
Ridvan Kaya
Anti-Semitizm Hassasiyeti ve Siyonist Yüzsüzlük
Selahaddin Eş Çakırgil
Obama Tom Amca rolüne soyunan bir Kunta Kinte..
Mehmet Pamak
İnkılâbi Yol Şiddeti Değil Gönüllü Toplumsal Değişimi Esas Alır
RUM SURESİ VE DÜNYANIN DURUMU..
İrşad Kitabevi'nin "Siret ve Sünnet‘te Mekke Dönemi" semirlerinde "Rum Suresi ve Dünyanın Durumu" işlendi. İhsan Günay'ın yönettiği programa konuşmacı olarak Alaeddin Önür ve Murat Kurt katıldı.
2009-02-15 - 20:58
Murat Kurt konuşmasına Rum suresinin indiği dönemin nuzül ortamını anlatarak başladı. Rum suresinin Hicret‘ten önce inmesi ile beraber Mekki bir sure olduğunu ve Mekke‘de müslümanlar müşriklerin eziyet ve işkenceleri altında yaşadıklarını, zayıf ve silahsızlandırılmış, güçsüz bir topluluk olduğunu hatta sıkıntılarının yüzlerinden okunduğunu anlattı. Köle sahiplerinin, zenginlerinin ve Kureyş‘in kervanlarının elinin altında bulunan esir, güçsüz, karşı koyamayan, onların elinde oyuncak olmuş bir insanlar topluluğu olduklarını ama yinede peygambere olan vefaları ve ona imanlarından işkencelere katlandıklarını, çok istesede bu kimseleri işkencecicelerin ve cellatların pençesi altından kurtarmak ve onları himaye etmek için, en küçük bir girişimde bulunamadığını, onunda diğerleri gibi güçsüz ve silahsız olduğunu yapılan işkencelere sadece şahit olıp üzüldüğünü anlatan Murat Kurt, peygamberin işkence gören arkadaşlarını teselli etmekten, hepsine hakim olan böylesi bir güçsüzlük, ümitsizlik ve karanlık ortamda onlara sabrı, Allah‘ın mükafatını ve zafer ümidini vermekten başka bir şey yapamadığının altını çizdi.



Rum suresinin ilk ayetlerinde Rumların yenilgisinden bir kaç yıl sonra galip geldiklerini Kur‘an‘ın bildirmesi ile gaybten haber verilmesi ile beraber peygamberin nübüvvetinin bir işareti, Allah‘ın kelamının bir belirtisi olduğunu aktardıktan sonra M. Kurt, Rum suresindeki sözün tamamı bundan ibaret olmadığını, „gerçekleşmiş bir gaybtan haber verme, bu surede, daha canlı ve daha pratik bir gerçeğe sahiptir ki, müfessirlerin bir çoğu bunu görmeyip geçmişlerdir.“ dedi.



Konuşmacı, ümitsizlik doruğunda, zayıflık ve güçsüzlük son haddinde, işte böyle bir konumda peygamberin kendine tabi olanlara şu sözlerle müjde verdiğini söyledi: „Siz tarihin yazgısını elinize alacaksınız, dünyaya hakim olacaksınız, büyük güçlerin, büyük padişahların, büyük kayserlerin varisleri olacaksınız. dünyaya hükmedecek olan da sizlersin,iz, yanlız Arab‘a, Mekke‘ye ve Kureyşe değil, hatta İran‘a, Bisans‘a, Yemen‘e, Mısır‘a; o günün dünyasının Doğusuna ve Batısına..Eğer siz çalışır, Allah‘a iman ederseniz, bütün dünyaya hakim olabilirsiniz..“



„7.yy‘ın Mekke‘sinde dünya iki devin elindedir. Bilimler, teknik, kültür, uygarlık, ilerlemiş dinler, felsefeler, alimler, sosyal sistemler, sosyal bağlar, idari ve askeri kurumlar, modern silahlar hepsi iki dev sistemden biri olan İranın, ya da Rum‘un elindedir. Mekke ise ortasında bir tapınağın , bir kıblenin, etrafında kervancıların, hayvan sahiplerinin ikamet ettiği, tek bir otun bile yetişmediği bir yer. Medine ise ürün alınan bölüm, bir kabileler şehri, bir çiftlik bölgesi. Çevresinde bir miktar hurma ekildiği gözleniyor. Evs ve Hazrec kabileleri orada yaşıyorlar. Bir kaç yahudi aielsi orada tacirlik yapıyor. Çin‘den İran‘a gelen, İran‘dan Rum‘a giden ipek yolu doğu ve batının en büyük ticaret yolu..“ sözlerinden sonra Murat Kurt, İran ve Rum‘un kitaplarında Arap ve Arabistan kelimesinin çok az geçmektiğini ve bazen Yunan kitaplarında Arap ve Arabistan kelimeleri görülsede, bundan kasıt az da olsa verimli olan Yemen olduğunu aktardıktan sonra İran‘lıların Habeşlilerle bu ülkede yaptıkları savaşlar yüzünden, buranın adı haberlerde ve dillerde dolaşmaktadır, dedi.



Kurt konuşmasına kendi hayatını yaşamayan, Ebu Talib‘in evinde yaşayarak yine bu kervan sahipleri arasından konuşan bir kimse, hayatını idare edebildikten ve bir ev düzeni kurduktan sonra - üstelik buda Hatice adında zengin bir kadının işçisi olduğu için- nasıl oluyorda tabiilerine dünyayı fethedeceğini söylüyor? sorusunun cevabı Rum suresinde açıkca yazdığını anlattı. Ayettede Allah‘ın bildirdiği gibi „iş sonunda Allah‘a ait“ olduğunu, güç silahın elinde olmadığını, herşeyin Allah‘ın „elinde  ve iradesinde“ olduğunu ve sonunda müminlerin sevinecekler.



İçerde çalışmaları, üretmeleri gereken o zamanın iki iki süper gücü İran ve Rum uzak ve yabancı sahnelerde, birbirlerine pençeler atıp savurmakta, birbirlerini zayıflatmakta, yok edilinceye kadar öldürmekte ve ölmektedir. Dünyanın büyük devletlerinin ölümü ve zevali kendi elleri iledir. Sömürücü güçler kendi yok oluşlarını, kendi içlerinde beslemektedirler. Bu iki devdede, büyük olmaları ve saldırganlıkları yüzünden, bir çok zıtlıklar ortaya çıkmaktadır.



Rum suresinde bir evrensel çöküşten bahsedildiğini; Rum ve İran imparatorluklarının içten çöktüğünü, iki büyük gücnde aşırı büyük olup refah içinde yaşadıklarını, toprak fethedilince dikkatler başka unsurlara yönelip, merkezden uzak savaşlarda ise paralı askerlere başvurulduğunu vurguladıktan sonra şu noktaların altını çizdi: Kureyş, persler, rumlar tevhidi reddederek ruhi iflastan ve dahili sosyal çürümeden ıstırap çektiler. Vahiy çizgiden sapış, vahyi gerçekleri saklanarak yüz çevirmek toplumsal olguya yol açtı ve fesad geldi. Fesatta doğrudan bir ülkenin bir cemiyetin mahvolmasına neden oldu.



Son olarak Kurt eğer müslümanlar „gerçekten inanıyorlarsa, insanların en üstünü olurlar, üstün değillerse; imanlarında bir problem var demektir deyip“ konuşmasını noktaladı.



İkinci konuşmacı olan Alaeddin Önür sözlerine sure Mekki olan bir 60. ayetlik sure olduğundan ve Rum ve İran arasındaki bir savaştan bahsettiğini aktardıktan sonra surenin „öyle bir dönemde iniyorki: İslam‘ın anlatılışının yeni olduğunu bir dönem. Daha güçsüz, müslümanlar eziyet altında. Sıkıntı içerisinde. Rum ve İran açısından baktığımızda öyle şımarıklık öyle büyüklenme söz konusu ki, tam bu zamanda Rum suresi ile müslümanların gündemine sokuluyor ve düşünceye sevkediyor.“ dedi.



İlk inen surelerde müslümanların temel taşlarını oturtmaya yönelik ve güç denen şeyin ne demeye geldiğini anlatan A. Önür konuşmasına şu sözlerle devam etti: „Rumlar belli dönemlerde İranlıları yenmişlerdir ama İranlıların etkisinde çok kalmışlardır. İranlıların kültürü Avrupa‘yı etkilemiştir çünkü baskın bir kültürleri vardır. Bizans İran‘a karşı bir komplekse düşüyor. İran‘ın elindeki asker sayısı 700.000 ile Rumların elinde yarısı kadar olduğu sözkonusu. Neden bu dönemde, müslümanların eziyet gördüğü bir zamanda gündeme geliyor bu ayetler? Rasul insanlara bu eziyetlerden ötürü sabretmeleri gerektiğini, iman ettiikleri değerler üzerinde sabit kalırlarsa Allah‘ın kendilerine Rum‘un ve İran‘ın kapılarını açacağı hususunda söylemleri ile karşılaşlıyoruz. İnanılası güç olan dönemlerde söyleniyor, vaadler veriliyor. Eziyet ve işkence altında ve böyle vaadler yapılıyor. İslamın en temel hususu ise bize kazandırdığı değer yargılarıdır. „

 


Geleneksel tefsirlerde ayette geçen müslümanların sevincinin Rum‘un Ehli Kitap olmasına bağlandığını ve bunun eksik olduğunu „elbet bir gün mülümanlar sevinecekler“ ayeti biraz daha bağımsız olarak düşünülmesi gerektiğini vurgulayan Alaeddin Önür yakın dönemden örnekler verdi: „Chavez‘in İsrail diplomatlarını ülkesinden atması bizim için sevindirici şeyler. Tepki koyduğu için. Chavez‘in kişi olarak bir önemi yoktur. Koyduğu tepki bizim için önemlidir. Bazı olaylar bizim yüreğimize su serpiyor. Ortak benzerlikler, ortak paydalar, ortak sıkıntılarımız var. Pskikolojik olarak bizi etkileyecektir elbette. İnanç bakımından belli bir ortaklığımız olmasa bile belki belli motiflerimiz olduğu için bizleri mutlu etmektedir. Bu konuyu çağdaş şartlarla kıyaslamak mümkündür.“

 


Rum suresinin 7. ayetine („Onlar dünya hayatının görünen kısmını bilirler, ahiretten ise haberleri yoktur“) dikkat çeken konuşmacı: „Allah‘ın kendilerine vermiş olduğu öğretiler doğrultusunda kendilerini geliştirir ve ona göre davranış sergilerlerse gerek dünya hayatındaki davranışları ve gerekse ahiret hayatınındaki tutumlarında kendilerini emniyette hissederler. İnsanlar kendilerini emniyette hissettikleri zaman ortaya koydukları güç sanılanın çok daha ötesinde olabiliyor. Tıpkı emin olma halinin Hz. İbrahim ve Hz. Musa‘nın hayatında belli bazı sorgulamalarında bunu daha iyi bir şekilde görebiliyoruz.  Hz. İbrahim‘in şüphesi olmadığı halde Allah‘a ölüleri nasıl dirittiğini sorar. Bunun arkaplanında kalbi böyle daha çok itminan bulduğu içindir. İnanmadığından değildir. Benzer bir şekilde Musa (as) Allah‘ı görmek ister ve bu soru Musa tarafından kalbinin daha çok mutmain olması içindir. Bunlardan sonra mutmain bir kalple Hz. İbrahim tek başına Nemrut‘a karşı durur ve putları kırar.“ sözleri ile bu sure düşünsel altyapının birer belgesi olduğu söyledi.

 


Önür kendisini tanımlamaya göre eğiten insanlar karşılarında korkabilecekleri bir güç olamayacağını, her bir güç ile boy ölçüşebileceklerini, tıpkı 3000 kişilik bir ordunun Mute‘de kat kat fazlası ile karşı karşı gelip zafer elde edebildiği gibi, mantıkla açıklanayamayacağını, iman ve yapılan eyleme iman dağlar gibi görünen o güçlere karşı ciddi duruşlar sergilemelerine sebeb olduğunun altını çizdi. Örnek olarak Lübnan‘da Hizbullah‘ın İsrail‘e karşı savaşta ve  böylesine bir duruş sergilediğini verdi. Bir „güç“ elinde elektronik, silah ve istihbarat olsa bile karşısında bedel ödemeye razı olan imanlılar karşısında her zaman kaybedeceğini aktardıktan sonra: “Dünyada görünen tarafını değerlendirsek işin içinde çıkamayız ahiret yönünüde değerlendirmemiz gerekir.“ dedi.



Surenin 22. ayetine („Göklerin ve yerin yaratılması, dillerinizin ve renklerinizin farklı olması da O’nun (varlığının ve kudretinin) delillerindendir. Şüphesiz bunda bilenler için elbette ibretler vardır.“) dikkat çeken konuşmacı gökkuşağından örnekle şöyle dedi: „Farklı renkler sözkonusu, her renk kendisini ifade ediyor ve bir diğeri diğerine kendisini dayatmıyor. Renklerin tümünün adı ise Gökkuşağı oluyor. Ne bir eksik ne bir fazla.“

 


Önür, verimliliğe kavuşmanın yolu meşaketli süreçlerden geçtiğini „şimşeklerin çakması ile korku ve ümidi bir arada yaşanabiliniyorsa, korkunun baskın olduğu süreci siz ümitle aşarsanız ve Allah‘ın rahmetini bekleyip esenliğe çıkarsınız.“ dedi.



Surenin 58-60. ayetler arasına dikkat çeken Alaeddin Önür, peygamber yanınadaki müminler neye iman ettiklerini bildiklerini ve karşılaşılan olumsuzluklara karşı farklı tepkiler ortaya koyabildiklerini ve „Süper güç ve güçlü olmak görecelidir. Karşıdaki insanların güçlülüğü bizim zayıflığımızdan bizim yetersizliğimizdendir. Kendimizi geliştirip hazırlarsak toplumsal olarak kendimizi geleceğe taşırsak o zaman gerçekten karşımızda bizim değerlerimize karşı duracak yoktur“ sözleri ile konuşmasına son verdi.



Program gelen soru ve cevaplardan sonra sona erdi.



Gelecek program:




„Siret ve Sünnette Mekke Dönemi“




28 Şubat 2009 Saat 19:00




Fahrettin Sönmez: Hüseyin Uslu - Aslı Kaya




Haksöz-Haber




Fotoğraflar: Erdinç İşleyen




Bu haber  411  kere okundu
YORUMLAR
Bu Kategoriye Ait Diğer Haberler
Batı da İslami Varlık Tehdit Olarak Görülüyor İnsandaki İstiğna duygusu ve Haddini bilmek İslam da Aile Eğitimi İslami Hayatta Kadın ve Erkek Gündem Değerlendirmesi İrşad da Hz. Ebu Bekir Dönemi Konuşuldu İrşad’da "Neslimiz, Sorumluluğumuz" Konuşuldu "Hadis Usulu ve Tarihi, Rivayetlerin Sahifeleşmesi" "Tarihe Bakışımız-Hilafet ve Halife Seçimi" İrşad da İfsad ve Islah Kavramları Konuşuldu.
Röportaj / Analiz
Son İçerikler
En Çok Okunanlar

Bugün

1

Bu Hafta

1

Bu Ay

1
ANKET
Sonuçlar
Son İçerikler
En Çok Yorumlananlar

Bugün

1

Bu Hafta

1

Bu Ay

1
Copyright © 2007-2008 İrşad Kitabevi içerikler kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.