Selçuk Yıldırım, Mekke'de ilk inzal olan ayetlerle beraber, ilk neslin burada yetiştiğini, en köklü tartışmaların ve ilk ayrışmaların Mekke'de yaşanmasına rağmen, siyer kitaplarında Mekke dönemi hakkında çok fazla malumat bulunmadığını ve her ne kadar o dönemi tahlil eden çalışmalar olsa da bunun yeteri düzeyde olmadığını ve bugün bunun ciddi bir şekilde eksikliğinin hissedildiğini ifade ederek konuşmasına başladı.
Mekke cahili toplumunun, ne kadar geri ve rezil bir cahili toplum olduğunu örneklerle anlatan, ilk inzal olan ayetlerde cahili yapının, başta "İlah", "Rab", şefaat, veli vb. yanlış anlayışlarını, egemen cahili sistemin hayatı kuşatan sosyal, siyasal, ekonomik, hukuki olanlarına vahyin uyarılarını, eleştirilerini ayetler eşliğinde dile getiren Selçuk Yıldırım, akidevi konularında bu ilk inen surelerde işlenmeye başladığını, ilk Kuran neslinin yetişmesine, eğitilmesine ışık tutan ayetleri de belirterek konuşmasını şu vurgularla bitirdi: "Kur'an çalışmaları, Kur'an'ın hedefine uygun bir şekilde yapılması gerekmektedir. Vakıadan kopuk, hayatta hiçbir yankısı bulunmayan, pratiğe/amele sevk etmeyen Kur'an çalışmaları özürlüdür. Bugün karşılaştığımız birçok çalışmada bu mesafededir. Yapmaya çalıştığımız hayırlı işleri tekrar gözden geçirerek maksadına uygun ve Kur'an'ın yol göstericiliğinde ve onun hedefleri doğrultusunda yeniden tashih edilerek ıslah etmek kaçınamayacağımız en temel konudur."
Ömer Ülker ise konuşmasına, Kur'an'ın inmesiyle beraber en üst sınıftaki bir insan ile alt en sınıftaki insanı bir aynı seviyeye getirildiğini, o dönemde hiç bir kıymeti olmayan bir Bilal kısa bir sürede Ebu Bekir'in konumuna geldiğini söyleyerek, başladı. Hira'da ilk inen ayetlerde "Rab" kavramından bahsedildiğini, Mekke müşriklerinin Allah'ın uluhiyetine inanıp Rab'liğine ise inanmadıklarını aktardı ve "müşrikler tarafından tahrif edilmiş bir kavramdır bu kavram" dedi. Rabbimizin bizden istediği ise muharref olmayan bir Rab olduğunu ve bu Rab'bin "rızıklandıran, yöneten, yönlendiren, terbiye eden, hayatın bizzat kendisine müdahele eden bir Rab" olduğunu söyledi.
"Ey örtüsüne bürünen, kalk ve uyar" ayeti ile beraber uyarmanın ve tebliğin ilk inen ayetlerden itibaren başladığını ve zalimlerin sıfatlarının aktarıldığını vurguladı. Zalimlerin ise Kur'an'ın amansız düşmanı olduklarını, Kur'an'a ileri geri saldırdıklarını, "öncekilerin masalı"dır dediklerini ve Allah'ın "Onları benimle baş başa bırak" diyerek, aslında biz müslümanlar olarak bize düşen görevi sadece yapmalıyız; "bazen zalimlerin üstesinden gelemeyiz, ama Allah'ın her şeyden büyük olduğunu biliyoruz. Allah'ın üstesinden ise kimse gelemez. Şeytan bizim üstümüze dünya korkusunu sarmış. Korkuyu içimizden çıkarmalıyız. "Allah'n korkusunu" kalbimize yerleştirmeliyiz", bazı hatırlatmalarda bulundu.
Gecenin belirli vaktinde namaz kılmak, Rabbimizin ismini tekbir etmek, zalimlerden güzel bir ayrılış ile ayrılmak ve yapılanlara karşı sabretmek'te ilk inen ayetlerden olduğunu ve o zamanın putları olduğu gibi bugününde putlarından bahseden Ömer Ülker zaman zaman peygamberin teselli edildiğini ve "Sen büyük bir ahlak üzerindesin" dendiğini söyledi. Yine Kur'an'da davanın önüne dikilenlerin karakterlerinden bahsedildiğini aktaran Ülker müşriklerin "çok yemin ettiklerini, laf getirip götürdüklerini, hayra engel olduklarını, saldırgan, günahkar, kaba, mal ve oğullar sahibi oldu diye kibirli oldukları"nı söyledikten sonra ilk inen surelerden Araf suresinde ise insanın ilk düşmanından bahsettikten sonra konuşmasına son verdi.
|